Altın fiyatları, küresel piyasalarda tarihi zirvelere ulaşarak tüm dikkatleri üzerine çekti. Bu şaşırtıcı yükselişin ardında sadece klasik ekonomik faktörler değil, Donald Trump'ın ABD politikalarına dair verdiği mesajlar gibi siyasi gelişmeler de önemli rol oynuyor. Peki, merkez bankaları ve kurumsal yatırımcıların rekor alımlarının yanı sıra, bireysel yatırımcılar da bu rallide aktif rol oynuyor mu? Altının gelecekteki seyrini belirleyecek ana faktörler neler olacak ve de-dolarizasyon stratejileri bu durumu nasıl etkiliyor? Küresel ekonomideki belirsizlikler artarken, altın neden güvenli liman olma özelliğini daha da pekiştiriyor, tüm detaylar haberimizde.

ANKARA - BHA

Altındaki yükselişin arka planında sadece klasik ekonomik nedenler değil, siyasi gelişmeler de önemli rol oynadı. Donald Trump’ın ikinci kez ABD başkanlığına gelmesiyle birlikte Washington’un küresel sistemdeki rolüne dair verdiği mesajlar, piyasalar tarafından dikkatle izlendi. ABD’nin “dünyanın jandarması” rolünden geri çekileceğine ve doların sınırsız biçimde basılan küresel rezerv para olma konumunda değişim sinyalleri verildiğine yönelik beklentiler, altına olan ilgiyi artırdı.

2025’te altını kimler aldı?

2025’te en çok konuşulan aktörler merkez bankaları olsa da, fiyatların rekor kırdığı bu yılda merkez bankalarının alım hızının bir önceki yıla göre yavaşladığı görüldü. Yıl genelinde net yaklaşık 900 ton altın alımı gerçekleşti. Bu rakam, 2024’te kaydedilen 1.045 tonluk rekorun altında kaldı. Polonya, Çin, Türkiye ve Kazakistan gibi ülkeler alımlarda öne çıktı. Söz konusu alımlar, de-dolarizasyon ve rezerv güvenliği stratejilerinin sürdüğünü gösterdi.

Fiyatları asıl yukarı taşıyan ek talep ise borsa yatırım fonları (ETF) cephesinden geldi. Özellikle ABD’li kurumsal yatırımcıların yoğun ilgisiyle küresel altın ETF’lerine rekor girişler yaşandı. Yılın ilk yarısında yaklaşık 397 ton, üçüncü çeyrekte 222 ton olmak üzere, 2025 genelinde 800 tonu aşan net giriş kaydedildi. Bu tablo, 2023’te ETF’lerden 244 ton çıkış yaşanması ve 2024’te talebin neredeyse sıfırda kalmasıyla kıyaslandığında dikkat çekici bir dönüşe işaret etti. Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte özellikle ABD merkezli kurumsal yatırımcıların altın ETF’lerine yönelmesi, ralliyi hızlandırdı.

Bireysel yatırımcılar da piyasada aktifti. Külçe ve madeni para talebi her çeyrek 300 tonun üzerinde seyretti. 2025’te bireysel yatırım talebi ilk üç çeyrekte sırasıyla 325 ton, 307 ton ve 316 ton olurken, yıl genelinde yaklaşık 1.200 ton seviyesine ulaştı. Asya ülkeleri, özellikle Çin ve Hindistan, bireysel talepte başı çekti. Bu talep, 2024’e kıyasla hafif bir artışa işaret etti.

Bundan sonra altın ne olur?

Uzmanlar, altındaki yükselişin temelinde Trump yönetiminin ABD’nin altın varlıklarına verdiği önemin arttığına dair sinyallerin yattığını belirtiyor. Benzer bir yaklaşımın, ABD merkezli bankaların COMEX piyasasında gümüşte ilk kez net “long” pozisyona geçmesinde de etkili olduğu ifade ediliyor.

Altındaki rekor seviyeler, küresel ekonomide artan belirsizliklerin de bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. ABD’nin küresel rolündeki değişim, deglobalizasyon süreci, ticaret savaşları ve jeopolitik boşluklar, bölgesel çatışma risklerini artırıyor. Doların rezerv para rolünün zamanla zayıflaması ve altın, gümüş ile Bitcoin gibi arzı sınırlı varlıklara yönelimin artması; stagflasyon ve resesyon risklerini de gündeme taşıyor.

Küresel altın piyasası, 2025 yılında tarihi rekorlara imza atarak yatırımcıların odağı haline geldi. Bu yükselişte, klasik ekonomik faktörlerin ötesinde, özellikle Donald Trump'ın ABD'nin küresel rolü ve doların rezerv para statüsü hakkındaki sinyalleri etkili oldu. Haberde, merkez bankalarının alım hızının yavaşlamasına rağmen Polonya, Çin ve Türkiye gibi ülkelerin de-dolarizasyon stratejileri çerçevesinde alımlara devam ettiği belirtiliyor. Asıl ivmeyi ise ABD'li kurumsal yatırımcıların liderliğindeki rekor düzeydeki Borsa Yatırım Fonu (ETF) girişleri sağladı. Bireysel yatırımcılar da özellikle Asya ülkelerinde yüksek talep gösterdi. Uzmanlar, Trump yönetiminin altın varlıklarına artan öneminin yanı sıra, küresel ekonomideki artan belirsizlikler, jeopolitik riskler ve doların rezerv rolündeki potansiyel zayıflama gibi faktörlerin altın fiyatlarını desteklediğini vurguluyor. Gelecekte stagflasyon ve resesyon riskleriyle birlikte, arzı sınırlı varlıklara yönelimin artması bekleniyor.