Bodrum’da yazın ritmi yavaşlarken Salicorne, ilk sezonunun finalini adını aldığı deniz börülcesi ile gerçekleştirdi.
“La Récolte de Salicorne”, kıyıda başlayan bir hasat deneyimini Şef Theodor Falser’in Ege ve Akdeniz mutfağından ilham alan sofrasına taşıdı. Günün ardından Salicorne’nin hikâyesi bu kez Le Chic’in dışına çıkarak The Norm Collection Doora’ya uzandı.
The Norm Collection Le Chic’te bu yaz kapılarını açan Salicorne, ilk sezonunun son Chef’s Table deneyimini “La Récolte de Salicorne” adıyla gerçekleştirdi. Ancak bu kez deneyim restoranda başlamadı. Sabah saatlerinde kıyıda başlayan buluşma, misafirleri doğrudan ürünün kaynağına götürdü.
Deniz börülcesinin doğal yaşam alanı, kıyı ekosistemindeki yeri ve doğru hasat yöntemleri üzerine yapılan anlatımın ardından katılımcılar ürünü kendi elleriyle topladı. Böylece akşam sofrada karşılaşacakları malzeme, artık yalnızca bir tabak üzerindeki içerik değil; gün boyunca tanıdıkları, dokundukları ve doğadan aldıkları bir deneyimin parçasıydı.
Bir Ürün Hikayesi
Salicorne’nin yaklaşımında ürün hikayesi, mutfağın kapısında başlamıyor. Hasadın ardından mutfağa taşınan deniz börülcesi, bu kez bir workshop’un merkezine yerleşti.
Kurutulup öğütülen ürünün deniz tuzuyla buluşarak farklı bir forma dönüşmesi, katılımcılara malzemenin mutfaktaki yolculuğunu yakından görme fırsatı sundu. Şef Theodor Falser ve ekibi için deniz börülcesi, yemeğin yanında yer alan küçük bir tamamlayıcıdan çok daha fazlasını ifade ediyor: Ege’nin kıyı coğrafyasını ve Salicorne’nin mutfak kimliğini aynı tabakta buluşturan bir karakter unsuru.
Günün sonunda ise sabah kıyıda başlayan hikâye sofraya ulaştı. Falser’in hazırladığı menü, deniz börülcesini mevsimin Ege ve Akdeniz ürünleriyle bir araya getirirken, gün boyunca deneyimlenen doğa ve mutfak arasındaki ilişkiyi tabakta yeniden kurdu.
Salicorne’nin ilk sezonu böylece yalnızca bir Chef’s Table ile değil, bir malzemenin doğadan sofraya uzanan yolculuğunu bizzat deneyimleme fikriyle tamamlandı.
Le Chic’ten Doora’ya
“La Récolte de Salicorne” aynı zamanda restoranın kendi sınırlarının dışına ilk kez çıktığı bir dönüm noktasıydı.
“The Salicorne Table” adıyla The Norm Collection Doora’ya taşınan deneyimde, Genel Müdür Hakan Şamhal ve ekibi ev sahipliğini üstlendi. Şef Theodor Falser’in imzasını taşıyan menü, bu kez The Norm collection Doora’nın atmosferinde konuklarla buluştu.Salicorne’nin farklı bir The Norm destinasyonunda yeniden hayat bulması, gastronominin tek bir restoranın adresine bağlı olmayan, mekânlar arasında hareket edebilen bir deneyim olarak kurgulanabileceğini de gösterdi.
Bu yaklaşım, The Norm Hotels’in gastronomiye bakışının bir uzantısı: Mutfağı yalnızca yemek yenilen bir alan olarak değil, bir destinasyonu anlatmanın, doğayla bağ kurmanın ve farklı deneyimleri aynı masa etrafında buluşturmanın bir yolu olarak ele almak.
Bodrum’da Yaz Henüz Bitmedi
Salicorne’nin sezon finali, Bodrum’da başka bir hikâyenin başlangıcına denk geliyor.
The Norm Hotels’in “Sarı Yaz” için planladığı eylül ve ekim dönemi, yazın sona ermesinden çok, Bodrum’un başka bir yüzünün ortaya çıktığı zamanı işaret ediyor. Denizin sıcaklığını koruduğu ve günlerin hâlâ uzun olduğu bu dönemde gastronomi, müzik ve doğa odaklı deneyimler devam ediyor.
Bodrum’un en karakterli dönemlerinden biri olan bu geçiş mevsiminde The Norm Hotels, yaz sezonunu uzatıyor.
Salicorne’nin kıyıda başlayan ve sofrada tamamlanan hikâyesi de tam olarak bu dönemin ruhuna karşılık geliyor: Doğaya yaklaşan, mevsimi takip eden ve iyi bir sofranın yalnızca masada değil, çok daha önce başladığını hatırlatan bir deneyim. Ekim ayı içerisinde gerçekleşecek Sarı Yaz festivali ise bu deneyimlerin daha geniş bir versiyonunu msafirler ie oluşturacak.
Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı