Gezegenimiz, tarihin en büyük çevre felaketlerinden birine doğru sürükleniyor. TEMA Vakfı'ndan gelen son uyarılar, orman kaybı ve su yoksunluğunun yıkıcı etkilerine dikkat çekerek, özellikle kırılgan toplulukların geleceğini tehdit ettiğini gözler önüne seriyor. Dünya Ormancılık Günü ve Dünya Su Günü vesilesiyle yapılan bu kritik açıklamalar, yaşamın temelini oluşturan ormanlar ve su kaynaklarının nasıl geri dönülmez bir eşiğe geldiğini vurguluyor. Küresel çapta yaşanan orman tahribatı, sadece ekosistemleri değil, aynı zamanda su döngüsünü ve milyarlarca insanın geçim kaynaklarını da derinden sarsıyor. TEMA Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, bu hayati dengeyi korumanın toplumsal eşitlik ve ekonomik dayanıklılık için olmazsa olmaz olduğunu belirterek, acil önlemler alınması çağrısında bulunuyor.

TEMA Vakfı, Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası ile Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, insan faaliyetleri nedeniyle giderek derinleşen orman kaybı ve su yoksunluğunun başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en çok kırılgan toplulukları etkilediğine dikkat çekti. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, suyu ve ormanları korumanın toplumsal eşitliği ve ekonomik dayanıklılığı da korumak anlamına geldiğini vurguladı.

Ormanlar ve su varlıkları, yaşamın sürekliliğini sağlayan ekosistemlerin temelini oluştururken, ekonomik yaşamın görünmez altyapısını ve toplumsal refahın güvencesini de sağlıyor. Ancak bugün, gezegenimizin yaşanabilirliği için vazgeçilmez olan bu doğal varlıklar hiç olmadığı kadar baskı altında. Artan nüfus ve insan kaynaklı iklim krizinin etkileri, ormanlar ile su varlıklarını giderek daha kırılgan hale getiriyor. Büyük resme baktığımızda ise acilen önleyici adımların atılması gerekiyor.

Birleşmiş Milletler bu yıl, Ormancılık Haftası’nın da başlangıcı olan 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nün temasını "Ormanlar ve Ekonomiler", 22 Mart Dünya Su Günü’nün temasını ise "Su ve Cinsiyet" olarak belirledi. Bu iki tema, ormanlar ve su varlıklarının doğal sistemlerin bir parçası olduğunu yeniden hatırlatırken, toplumsal eşitliğin ve ekonomik refahın temelini de oluşturduklarına dikkat çekiyor.

Dünyada 45 milyon insan geçimini ormanlardan sağlıyor

Karbon depolamadan iklimin düzenlenmesine, toprağın korunmasından su üretimine kadar sayısız ekosistem hizmeti sunan ormanlar, aynı zamanda insan refahı ve ekonomik yaşamın ana bileşenlerinden biri. Dünya genelinde 45 milyon insan geçimini doğrudan ormanlardan sağlarken, milyarlarca insanın yaşamı, ormanların sağladığı gıdaya ve düzenlediği su döngüsüne bağlı olarak sürüyor. Tüm bu hizmetlerin ekonomik karşılığını hesaplamak ise mümkün bile değil.

Ancak küresel ölçekte orman kaybı hız kesmeden devam ediyor. 1990–2025 yılları arasında dünyada yaklaşık 489 milyon hektar orman alanı yok edildi. Son 10 yılda ise her yıl yaklaşık 11 milyon hektar, Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi kadar, doğal orman alanı kaybedildi. Yangınların yol açtığı tahribatlar giderek artarken son 20 yılda yangınlardan zarar gören orman alanı iki katına çıktı.

Orman kaybı su güvencesini de zayıflatıyor

Ormanların zayıflaması sadece ekolojik bir kayıp değil, su güvenliği açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Çünkü ormanlar su döngüsünün önemli bir parçasını oluşturuyor; havzaları koruyor, yağışları ve suyun kalitesini artırıyor, kuraklık ve taşkın riskini azaltıyor.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, ormanların korunmasının yaşamın sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret olmayan; suyun sürekliliğini sağlayan, ekonomiyi ayakta tutan ve yaşamı mümkün kılan doğal sistemlerdir. Ormanlar zayıfladığında su güvenliği de zayıflar. Bu nedenle ormanları korumak, suyu ve yaşamın devamlılığını da korumak demektir."

Su yoksunluğu en çok kadınları ve çocukları etkiliyor

Suyun coğrafi bölgelere ve ülkelere dağılımı konusunda görülen eşitsizlikler ise toplumsal yaşamda daha da derinleşiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada kadınlar ve kız çocukları her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su bulmak ve taşımak için harcıyor. Bu durum eğitimden kopuş, ekonomik dışlanma ve zaman yoksulluğu gibi eşitsizlikleri derinleştiren sonuçlar doğuruyor.

İklim krizinin etkileriyle artan kuraklık, su kıtlığı ve aşırı hava olayları da özellikle kırılgan toplulukların yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor.

Bu duruma ilişkin değerlendirmede bulunan Deniz Ataç, "Su yoksunluğu, bir eşitsizlik krizidir. Suya erişimin zorlaştığı her yerde bakım yükünü en çok kadınlar ve kız çocukları üstleniyor; eğitimden, çalışma hayatından ve yaşam fırsatlarından feragat etmek zorunda kalıyorlar. Oysa suya erişim bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır. Aynı iklim koşullarına sahip toplumlar arasında suya erişim yönetsel nedenlerle üç kata kadar değişebiliyorsa bu bize su yoksunluğunun çözümünde sadece altyapıya değil, adil ve katılımcı yönetime de odaklanmamız gerektiğini gösterir." ifadelerini kullandı.

Dünya "su iflası" riskiyle karşı karşıya

Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından yayımlanan yeni bir rapor ise dünyanın artık, “küresel su iflası” olarak tanımlanan yeni bir döneme girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre insanlık nehirleri, gölleri ve yer altı su varlıklarını doğanın kendini yenileyebileceğinden çok daha hızlı tüketiyor ve birçok su sistemi geri dönülmesi zor bir eşik noktasına yaklaşıyor. Ataç, endişe verici bu tabloya karşı uyarıda bulundu:

"Tatlı su varlığı azalan Dünyamız küresel bir su iflası riskiyle karşı karşıya. Ormanları korumadan ise su güvencesini sağlamak mümkün değil."

"Doğal varlıkların korunması, birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün"

Deniz Ataç, su güvencesinin sağlanabilmesi için suyun alınıp satılan bir kaynak olarak görülmesinden vazgeçilmesinin, orman ekosistemlerinin korunmasının, su havzalarının bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesinin ve suya erişimin temel bir insan hakkı olarak ele alınmasının büyük önem taşıdığını söyledi:

"İklim krizine karşı yaşanabilir bir gelecek için orman kaybını durduracak politikaların güçlendirilmesi, su varlıklarının doğanın yenilenme kapasitesini gözeten bir anlayışla yönetilmesi ve su yönetiminde kadınların ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması gerekiyor. Doğal varlıkların korunması, su güvencesinin sağlanması ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılması ancak birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün."

Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEMA Vakfı'nın Dünya Ormancılık Günü ve Dünya Su Günü kapsamında yaptığı kapsamlı açıklamalar, insanlık olarak karşı karşıya kaldığımız en büyük çevresel tehditlerden ikisine, orman kaybı ve su yoksunluğuna dikkat çekiyor. Vakıf, özellikle kırılgan topluluklar üzerinde derinleşen bu etkilerin, toplumsal eşitsizliği ve ekonomik kırılganlığı artırdığını vurguladı. Son 10 yılda her yıl yaklaşık 11 milyon hektar orman alanının kaybedildiği ve yangınların tahribatının iki katına çıktığı gerçeği, ormanların sadece ağaçlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda su döngüsünün, iklim düzenlemesinin ve ekonomik yaşamın temelini oluşturduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Ormanların zayıflaması, su güvenliğini doğrudan tehdit ederken, Birleşmiş Milletler verilerine göre kadınların ve kız çocuklarının su arayışına harcadığı devasa zaman dilimleri, su yoksunluğunun bir eşitsizlik krizi olduğunu gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler Üniversitesi'nin 'küresel su iflası' uyarısı ise durumun vahametini daha da artırıyor. TEMA Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, bu kritik tablo karşısında suyun alınıp satılan bir meta olmaktan çıkarılması, orman ekosistemlerinin korunması, su havzalarının bütüncül yönetimi ve suya erişimin temel bir insan hakkı olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. Yaşanabilir bir gelecek için orman kaybını durduracak, su varlıklarını doğanın yenilenme kapasitesini gözeten ve yönetimde kadınların etkin katılımını sağlayan bütüncül politikaların acilen hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor.